Ünite 7: Adtakımları ve Sıfattakımları

Ünite 7: Adtakımları ve Sıfattakımları

Adtakımları

Aralarında iyelik (mülkiyet) ilişkisi bulunan iki ad ile kurulmuş birliğe adtakımı diyoruz. Bu söz dizimi birliği isim tamlaması olarak da adlandırılır. Aslında bir belirtme öbeği olan bu birlikte ilk üye, başka belirtme öbeklerinde olduğu gibi, ikinci üyenin taşıdığı kavramı daraltır, sınırlar ve onu belli hâle getirir. Bu yüzden ona belirten, ikinci üyeye ise belirtilen deriz.

Türkçe adtakımı, Türkçe’de iki ad arasında iyelik (mülkiyet) ilişkisi iyelik eki ile kurulur. Bir Türkçe adtakımında takımın asıl üyesi olan ikinci ad, birkaç özel durum dışında, hep iyelik ekini alır: سنك آتك , seniñ atıñانك باغچه سی , anıñ/onuñ bahçesi gibi. İyelik eki bir ada eklendiği zaman, o adın kavramının iye (sahip ve malik) durumunda olan bir kavrama ait olduğu anlamını verir. Böylece iki kavram arasında karşılıklı bir ait olma bağlantısı kurulmuş olur.

Türkçe’nin adtakımını oluşturan öbekte ait olma ilişkisi her zaman bir ekle, iyelik ekiyle gösterilmiştir. Bununla birlikte Türkçe adtakımlarında takımın ilk üyesi ilgi eki alabilmektedir. İlgi durumu eki de iki kavram arasında ait olma ilişkisi kurar ve eklendiği adın kavramına sahip olan kavramı katar. Böylece aynı kavram ikinci kez kullanılmış olur. Bu, Türkçe’ye özgü bir durumdur. İlgi eki adın belirli bir hâlini gösterir. Demek ki bir adtakımında ilgi ekli ad belirli bir addır. Bu yüzden bu adtakımlarına belirli adtakımı diyoruz: حاسد ك آغزى hâsidiñ ağzı, حقك ثنا سی Haḳḳ’ıñ senâsı, فوتى مرحومك merhûmuñ fevti gibi.

Yalın durumdaki bir ad ile iyelikli bir addan oluşmuş adtakımına belirsiz adtakımı diyoruz: قيش موسمى kış mevsimi, صبا روزكارى saba rüzgârı, كوز حلقه سى gibi.

İlgi eki almamış bir adın katılan olduğu bu takımlarda bu ad belirli bir kişi ve nesne kavramını karşılamaz. Bu kalıptaki adtakımı da aslında bir belirtme öbeğidir. Belirsiz adtakımı teriminde yer alan “belirsiz” niteliği katılan adın gramerce belirsizliğini anlatır. Başka bir deyişle, belirten eksiz bir belirtendir.

Türkçe bir adtakımında kurucu üye ikinci sırada bulunur. Bu durum Türkçe’de ikinci derecedeki üyelerin birinci derecedeki, yani asıl üyeden önce yer alması kuralının gereğidir ve bütün belirtme öbekleri için geçerlidir. Bununla birlikte kullanımda kurala uyulmadığı da olur. Yukarıdaki terimleri kullanarak söyleyecek olursak, bir adtakımının katılanı katkı alandan sonra getirilebilir. Bu da daha çok nazım dilinde sözü vezin ve kafiyeye uydurma gerekliliğinden kaynaklanır: ايتديگك ظلمه سنك حد وحساب اولمه يجق Ettiğin zulme senin hadd ü hesab olmayıcak gibi.

Belirli ve belirsiz adtakımları söz içinde bir ad gibi çekim ekleri alır. Ekler asıl üye olan ikinci sıradaki ada eklenir, ancak bunlar ortak bir kavramla bütünleşmiş öbeğin ekleri sayılır: غام اوينك gam evinin, كيزلى سرلرك اورتوسينى gizli sırlarının örtüsünü gibi.

Osmanlı Türkçesi’nde Arapça adtakımı kalıbı da kullanılmıştır. Eski gramerlerde izâfet terkîbi (katma birliği) adıyla anılan bu kalıbın kurucu üyelerinin sırası Türkçe’ye göre tersinedir. Muzâf (=katkı alan) denilen asıl üye ilk sırada bulunur. muzâfün ileyh (=katılan) adı verilen belirtme/sınırlama işleyişindeki üye ise ikinci sırada yer alır; yani katkı alan (= muzâf) + katılan (= muzâfün ileyh): اميرالمؤ منين emîrü’l-mü῾minîn “inananların önderi” gibi. Görüldüğü gibi, bu durum, Tükçe’de, asıl üyenin (unsurun) sıra bakımından daha sonra yer alması/sonda bulunması kuralına aykırıdır.

Osmanlı Türkçesi’nde oldukça az kullanılmış olan bu adtakımı kalıbının yazım bakımından tanıtıcı özelliği, iki adın, eski gramerlerde tarif harfi (harf-i ta‘rîf) denilen belirtme edatı ال ile birbirine bağlanması, okunuş açısından belirgin özelliği ise, bir ünsüzle biten ilk kelimenin sonunun, kimi durumlar dışında, ötrü (= u, ü) ile okunmasıdır: حب الوطن “vatan sevgisi”gibi.

Belirtme edatının ا (hemze)’sinin okunmaması genel bir kuraldır. ل (lâm)’ının kimi zaman okunmaması ise Türkçe’deki ünsüz benzeşmesine benzer bir benzeşmeyle ilgilidir. Buna göre Arap alfabesi harfleri iki bölüğe ayrılmıştır. Belirtme edatının lâm’ının okunmadığı harflere güneş harfleri (şems harfleri=hurûfü’ş-şemsiyye), okunduğu harflere ise ay harfleri (kamer harfleri = hurûfü’l-kameriyye) denir.

Güneş Harfleri: ت ث د ذ ر ز س ش ص ض ط ظ ل ن

Ay Harfleri: ب ج ح خ ع غ ف ق ك م ه و ى

Arapça yapılı adtakımlarının Osmanlı Türkçesi’nde az kullanıldığını belirtmiştik. Bir sınırlama yaparak söyleyecek olursak, bu alıntı adtakımı kalıbı başlıca kişi adlarında, kitap adlarında, ayrıca kuruluş adlarında kullanılmış, sözlük kelimeleri değerindeki kimi kalıplaşmış sözlerde varlık göstermiş, Farsça adtakımları gibi işlek bir söz dizimi kalıbı olmamıştır. Bunlara örnekler: عبدالحميد Abdü’l-Hamid, كتاب اطهاره Kitabü’t Tahare “Temizlik Kitabı”, دارالفنون Darü’l-Fünun “Bilimler Evi” gibi.

Farsça Adtakımı, Türkçe’nin Farsça’dan aldığı bir yapı ve söz dizimi kalıbıdır. İşlek bir yapım kalıbı olarak dilde geniş bir yer tuttuğu gibi, bir belirtme öbeği olarak söz diziminde de, özellikle yazı dilinde, sınırsız biçimde kullanılmıştır. Dilin en çok kullanılan belirtme öbeklerinden biri olan adtakımlarının Türkçe kelimelere yer verilmeyen yabancı bir kalıpla yapılır olması, yabancı kelimelerin kullanım alanını genişletmiş, bu da yazı diline sınırsız sayıda kelime girmesine yol açmıştır.

Eski gramerlerde izafet terkibi ( = katma birliği) denilen Farsça yapılı bu adtakımlarında birliğin iki üyesinin sırası, Arapça adtakımlarında olduğu gibi, Türkçe’ye göre tersinedir: katkı alan (= muzâf) + katılan (= muzâfün ileyh). Bu, birliğin asıl üyesinin önce, ikinci dereceli üyesinin sonra gelmesi demektir. Türkçe’ye göre ters oluşu bu yüzdendir. Katkı alan + katılan sırasıyla yan yana gelip ait olma kavramıyla ilişkilendirilen iki addan ilkinin son sesi Farsçada esre ile, ama ince olarak, yani i okunur. Bunlara bazı örnekler: در خانه der-i hane “evin kapısı”, درد فراق derd-i firak “ayrılık ateşi” gibi.

Farsça adtakımının yapılışça türleri yoktur. Türkçe’deki gibi belirli ve belirsiz adtakımları ayırımı bulunmaz. Hepsi aynı kalıptadır. Bununla birlikte, Farsça’da cümle içinde iki üyenin sırası değiştirilerek ve katılan üyeden sonra Türkçe’nin ilgi ekini karşılayan bir را râ getirilerek belirli adtakımı yapılabilmektedir: حقكوى رازبان hak-guy-ra zeban “doğru söyleyenin dili” gibi.

Türkçe adtakımlarında çoklukla vezin ve kafiyenin gerektirdiği durumlarda yapılan sıra değişikliği Farsça bir adtakımı için söz konusu olmaz. İki üyenin yeri değiştirilemez.

Farsça adtakımları da söz içinde bir ad gibi çekim ekleri alır. Ekler, sıranın ters olması yüzünden, Türkçe’de olduğunun tersine, katılan ada eklenir. Ancak bunlar ortak bir kavramla bütünleşmiş öbeğin ekleridir. Bazı örnekler: يارك فروغ رويينه نسبت yârin füruğ-ı rüyun-a nisbet “ sevgilinin yanağının parlaklığına nispetle”, نار آهندن اريمك nar-ı ahından erimek “ ahının ateşinden erimek” gibi.

Türkçe adtakımları gibi Farsça yapılı adtakımları da bir ad gibi başka bir adla ya da bir Farsça yapılı adtakımıyla yeni bir adtakımı kurabilir: سك كو ی يار seg-i kûy-i yâr “sevgilinin mahallesinin köpeği”

Sıfattakımları

Sıfattakımı bir adla ona ait bir niteliği veya belirtiyi gösteren bir sıfatın kurduğu bir söz dizimi birliğidir. Bu birlikte iki kurucu üye arasındaki ilişki bir nitelik ya da belirtici ile o nitelikle nitelenen veya o belirticiyle belirtilen varlık (kişi/nesne/yalın kavram) arasında kurulmuş bir ilişki türüdür.

Sıfattakımı da bir belirtme öbeğidir. Bu yüzden sıfatı belirten, belirttiği adı belirtilen olarak da adlandırırız. Ancak bir sıfattakımında hem niteleme, hem de belirtme sıfatları yer alabileceğinden, bu dizim öbeğinin üyelerini vasıflayan/sıfat ve vasıflanan olarak adlandırmak daha yerinde olacaktır.

Bir Türkçe sıfat takımında vasıflayan durumundaki kelime (sıfat) hiçbir ek almaz. Öte yandan, Türkçe söz dizimi kuralına uygun olarak, sıfat ikinci derecede üye olduğundan önce, asıl üye olan ad ise sonra gelir. Aşağıda göreceğimiz gibi, Osmanlı Türkçesi’nde kullanılmış olan Arapça ve Farsça sıfattakımlarında bu sıra tersinedir; yani: vasıflanan+vasıflayan: صاری كل sarı gül = كل زرد gül-i zerd gibi. Sıfattakımları da adtakımları gibi bir ad hükmündedir, çoğul eki ve çekim ekleri alır:

Sıfattakımları da adtakımları gibi bir ad hükmündedir, çoğul eki ve çekim ekleri alır: Sarı güller, koca adamlar gibi.

Adtakımına benzer biçimde bir sıfattakımı da başka bir sıfatla yeni bir sıfattakımı oluşturabilir: شو ميسكين آدم şu miskin adem, بير دسته سارى كل bir deste sarı gül gibi. Bir ad birden çok vasıfla da vasıflanabilir: اوزون سيياه كيرپيكلر uzun siyah kirpikler, اينجه هساس بير روح ince hasas bir ruh gibi.

Türkçe sıfattakımlarında belirtme sıfatlarından olan bir’in ayrı bir yeri vardır. Bu sıfat belirsizlik içindir. Bir kişi, nesne ya da yalın kavramın belirsiz olduğunu bildirir, belirsizliğini açıklar, onu bu yönüyle tanıtıp anlamca sınırlar. Ada yakın durduğunda bu anlatım inceliğini gösteren bu belirtme sıfatının yerini değiştirmek Türkçe’ye özgü bir inceliği yok etmektir. Büyük bir yalan yerine bir büyük yalan demek çalımlı bir söyleyiş sanılabilir ve anlamca pek de farklı değilmiş gibi görünebilir. Ama bu yanıltıcı bir görüntüden ibarettir, gerçekte iki kullanım arasındaki anlam farkı açıkça bellidir. Bu belirsizlik sıfatının böyle, şöyle, öyle ile birlikte kullanılışı da vardır. O zaman bu türlü, şu türlü, o türlü, bu çeşit, bu nevi, bu gûne, bu gibi sıfatlarına denktir: Böyle bir şâir, öyle bir adam gibi.

Arapça’nın sıfattakımı kalıbı Türkçe’ye bir yapım kalıbı olarak alınmamış, Osmanlı Türkçesi döneminde yalnızca Arapça sıfattakımı kalıbıyla yapılmış kimi söz öbekleri kullanılmıştır. Bunların hemen hemen hepsi sözlük kelimeleridir. Bir belirtme öbeği olan bu öbeklerde de üyelerin yeri terstir; yani ad (belirtilen)+sıfat (belirten): اشجارالقديده eşcarü’l kadide “ kuru ağaçlar”, فاطيمة الزهراء Fatımetü’z zehra “tertemiz, yüzü ak Fatma” gibi.

Farsça’nın sıfattakımı kalıbı, adtakımı kalıbı gibi, Osmanlı Türkçesi’nde çok işlek olarak kullanılmış bir söz dizimi kalıbıdır. Yazı dilinde Arapça ve Farsça her türlü ad ve sıfatın, başka bir deyişle ad ve sıfat olarak kullanılan her türlü kelimenin yer aldığı bu kalıpla üretilmiş sınırsız sayıda söz öbeği kullanılmıştır: كوهر شهوار gevher-i şevhar “ şaha yaraşır büyüklükte, yani iri inci” (iki Farsça kelimeyle), درس مشكل ders-i müşkil “zor ders” (iki Arapça kelimeyle).

Yazılış ve okunuş bakımından sıfattakımları da adtakımları gibidir. İlk kelime bir ünsüzle bitiyorsa, izafet esresi (-ı, -i ) bu ünsüzle hece kurar; ünlüyle bitiyorsa, -i(-yi) olarak okunur: روح روان ruh-ı revan “ gezici ruh”, شوراى دولت şura-yi devlet “ devlet şurası, Danıştay” gibi.

Bir Farsça sıfattakımında sıfat da ad da Arapça ise, tıpkı Arapça’da olduğu gibi, sıfat adla hem cins, hem de sayı bakımından uyuşur.

Cins bakımından çoğul adlarla: سموات على semavat-i ula “ yüce gökler gibi

Cins bakımından dişilik belirtisi taşıyan adlarla: مادهٔ ثانيه madde-i saniye “ikinci madde” gibi.

Sayı bakımından: خلفاء راشدين hulefa-yi raşidin “Hak yolundaki halifeler” gibi.