Ünite 8: 1995-2015: Finansal Küreselleşme ve Türkiye

Giriş

1980’lerin sonu ile 1990’lardan itibaren Türkiye’de finansal liberalleşme daha önemli olmuştur. Ancak 80’lerde başlayan plansız liberalleşme hareketleri Türkiye ekonomisinde 2001 yılına kadar süren ciddi sıkıntılara yol açmıştır. 1990 yılından sonra Türkiye’deki banka sayısı ve aktif büyüklüğü artmıştır. Ancak 2000 ve 2001 yıllarında yaşanan krizlere bankacılık sistemine ve mali yapıya büyük zararlar vermiştir.

5 Nisan 1994 kararları alındıktan sonra ülkede kamusal malların fiyatlarında yükselme olmuştur. 1994 yılında enflasyonun artmasındaki temel sebep kamusal mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki yükselme sonucu TL’nin yabancı paralar karşısında değer kaybetmesidir. 5 Nisan 1994 ekonomik istikrar kararlarının alınmasına neden oluşturan sebepler 1995 yılından sonra da ekonomi gündemini oluşturmuştur. 5 Nisan kararlarının ardından aşılan tek sorun merkez bankasının dış varlıklarının azalırken, iç varlıkların artıyor olmasının ve bu esnada döviz kurunun sabit kalmasının krize sebebiyet vermesinin artık söz konusu olmamasıdır.

Bu dönemden itibaren yani 5 Nisan 1994 ekonomik istikrar kararları sonrası 1998 yılına kadar, ekonomi mercilerinin nerdeyse tüm uğraşı enflasyonla mücadele olmuştur.

1994-2001 Dönemindeki Gelişmeler

1995’ten 2001 Krizine

1995 yılından sonra Türkiye ekonomisi yerli ve yabancı kaynaklı bir değişime uğramıştır. 1995 yılında Türkiye, AB ile gümrük birliği anlaşması imzalamış ve dış ticarette değişmeler olmuştur. Bu anlaşmaya göre; Türkiye, AB’ye satacağı tarım ve sanayi ürünlerine koyduğu vergiyi kaldırması cari açığa zarar vermiştir. Türkiye siyasi olarak çok çalkantılı dönemler geçirmiş, 5 yılda tam yedi kez hükümet değiştirmiştir. 1997 yılından dolayı İMKB Endeksi %13 oranında değer kaybetmiş, iç talep azalmış ve ekonomi küçülmüştür.

1997 yılında hazinenin merkez bankasından borçlanması kesinlikle yasaklanmıştır. Mali milat olarak bilenen 1998 yılında bankalara yatırılan paraların bir kereye mahsus olmak üzere kaynağının soruşturulamamasını içeren mali reform paketi uygulanmıştır. IMF’ye bir niyet mektubu gönderilerek 3 yıllık stand by anlaşması yapılmıştır.1999 yılında ise 2000-2001 yıllarını kapsayan Enflasyonla Mücadele Programı çıkarılmış olup bu programın amacı ekonomide istikrar sağlamak, enflasyon beklentisini düşürmek ve ekonomik büyümenin yolunu açmaktır. Ancak program Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizlerinden ötürü başarı sağlayamamıştır.

1990’lı Yıllarda Tasarruf Oranlarındaki Gelişmeler

1990’larda durgunluğa giren tasarruflardaki artış eğilimi, 1990’ların sonundan itibaren terse dönmektedir. Tasarruflarda 2000’lerde bir azalış eğilimi söz konusudur.Finansal sistemin liberalleşmesinin tasarruflarda beklenen olumlu etki oluşturmamıştır.

1999 yılındaki kararlar ile denetimin ve düzenleyiciliğin etkinliğinin arttırılması amaçlanmıştır. Türkiye’de, Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulu bu yıldan itibaren faaliyetlerine başlamıştır. Artık, bankalar için iç denetim ve risk yönetimi zorunluluktur. 1999 yılında gelen tüm bu denetleyici ve düzenleyici kararlara rağmen 2001 yılı genel anlamda finansal ve daha özelde bankacılık sektöründe ciddi bir krize daha sahne olmuştur.

1999-2001 Dönemi: Kriz Yılları

1999 yılından sonra TL’nin aşırı değerlenmesi sonucu Merkez Bankasının döviz rezervleri azalmıştır. Türkiye’de art arda yaşanan Kasım ve Şubat krizleri mali nitelikte krizlerdir. Mali krizler faiz oranlarını ve döviz kurlarını artırıcı etki yapar.

Türkiye ekonomisi 2000 yılından itibaren likidite azlığı, artan yapısal problemler, spekülatif hareketler ve siyasi problemlerle mücadele etmiştir. Bu sebepler cumhuriyet tarihinin en büyük krizi olan 2001 krizinin yaşanmasına sebep olmuştur. Krizle mücadele etmek adına 2001 yılında Nisan ayında yeni merkez bankası kanunu çıkarılmış ve Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı hazırlanmıştır. Bu programın amacı terk edilen kur rejiminin meydana getirdiği belirsizliği ortadan kaldırmak ve bu problemlerin tekrar yaşanmaması için yapısal önlemler almaktır.

Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı çapa olarak beklenen enflasyon oranını seçmiş ve beklenen enflasyon hedeflemesini göz önünde bulundurup kısa vadeli faizlerde değişikliğe giderek örtük enflasyon stratejisini uygulamaya çalışmıştır.

2001 Sonrasında Görülen Gelişmeler

2001 ve Sonrasında Genel Görünüm

Cumhuriyet tarihinin en kötü krizi olan 2001 krizinden sonra çok önemli ekonomik ve politik değişiklikler yaşanmasından dolayı, 2001 yılını; Türkiye’nin ekonomik tarihi açısından bir dönüm noktası sayabiliriz.

2001 yılı bir dönüm noktası sayılabilir. 2002-2013 döneminde gayrisafi yurtiçi hasıla 233 milyar dolardan 820 milyar dolar düzeyine, toplam ticaret hacmi 114 milyar dolardan 476 milyar dolar düzeyine yükselmiştir.

2002’den 2008’e kadar geçen sürede ihracatın büyüme üzerine hiç pozitif katkısı yoktur. 2008 dâhil olmak üzere kalan sürede ise net ihracatın üç yılda ekonomik büyümeye pozitif katkı yaptığı izlenmektedir. Net ihracatın büyümeye pozitif katkı verdiği yıllar ekonomik büyümenin yavaşladığı ve hatta negatif olduğu yıllarda gerçekleşmektedir. Türkiye’nin cari açık vermeden büyümesi bu ekonomik yapısıyla çok zordur.

Talep kompozisyonu ihracat ağırlıklı olmadığı sürece büyüme oynaklığı Türkiye için yüksek kalmaya devam edecek ve Türkiye ekonomisinin sermaye girişlerine aşırı bağımlılığı kesilmeyecektir.

Liberalleşme Öncesi-Sonrası Kıyaslaması

Türkiye için finansal liberalleşmenin 1990’larda daha ciddi ivme kazandığı bilinmektedir. Ancak ekonomik anlamda liberalleşme hareketlerinin dönüm noktası olarak 1980 yılı kabul edilir.

Liberalleşme öncesi ve sonrası olarak 1961-2013 dönemi ele alındığında, büyüme oranı ve oynaklığı rakamlarının izledikleri seyirlerden gözleme dayalı sonuçlar çıkarmak mümkündür.

Ekonomik anlamda liberalleşme hareketlerinin dönüm noktası olarak 1980 yılı kabul edilir. Büyümede yaşanan dalga boyutlarının 1980’den günümüze kadar geçen zamanda liberalleşmeden önceki döneme kıyasla daha büyük olduğu anlaşılmaktadır. Büyümede yaşanan oynaklıktaki artışın tek nedeninin 1980 sonrası finansal liberalleşme hareketi olduğunu söylemek yanlış olur. Ancak, finansal liberalleşme ve ortan oynaklık arasında bir ilişki olduğu da açıktır.

Büyüme oranının yerine büyüme oynaklığı ve liberalleşme ilişkisi ele alındığında yine liberalleşmenin Türkiye için pozitif katkılar sağladığı söylenememektedir.

Finansal göstergelere bakıldığında M2/GSYİH, finans sektörünün sağladığı krediler ve özel sektöre verilen kredilerin 1960-1980 döneminde çok zayıf da olsa bir artış eğilimine sahiptir.

Türkiye ekonomisinin genel yapısında bir değişiklik olmadığı için bu eğilimlerin değişmesi için de bir neden açığa çıkamaz diye düşünülmektedir. Finansal liberalleşmenin olgunlaştığı yıllar olarak 1994 ve sonrasını kabul etmek bu göstergelere göre makul durmaktadır.

2008 Global Finansal Kriz

2008 yılının son aylarında kaynağı dış piyasalardaki dalgalanma olan bir kriz yaşanmıştır. Konut kredisinin sebep olduğu problemler 2003 yılında ABD’de baş göstermiştir. Bu problemler zaman içinde büyümüş ve bütün dünyaya yayılmıştır. ABD’de bankacılık sektörünün elinde büyük miktarda para vardır ve bu paranın bir şekilde krediye dönüşmesi gerekmektedir. Bu amaçla bankalar bu parayı kredibilitesi az olan insanlara kredi olarak dağıtmaya başlamıştır. Faizlerin düşük olması insanları cezp etmiş düşük gelir grubundaki kişilerin kredi talebi artmıştır. Ancak 2006 ve 2007 yıllarında FED faiz oranlarını artırmış ve konut piyasası durgunluk yaşamaya başlamış, konut fiyatları ve kiralar gerçek değerinin altına düşmüştür. Bu durumda kredi çekip konut alan insanlar kredi borçlarını ödeyemez duruma gelmişlerdir. Akabinde piyasalarda Mortgage Krizi diye anılan kriz baş göstermiştir.

Özellikle ABD’de, son dönemlerde geleneksel bankacılık sisteminin “gölge bankacılık sistemine” kıyasla çok daha fazla düzenlenmesi ve denetlenmesi, bu sektörün giderek daha az karlı olmasına yol açmıştır. Bu durum, kar oranlarını gölge bankacılık sistemindeki düzeye yükseltmek isteyen normal bankaları daha riskli türev ürünlerin tasarımına yöneltmiştir. Dağıttıkları konut kredilerini yatırım bankalarının sattığı tahvillerle finanse ediyorlardı. Krizden dolayı kredilerinde dönüş olmadığı için kendi ödemelerini yapmakta da sıkıntıya düştüler. Yaşanan likidite sıkışıklığından ötürü ABD’nin en büyük yatırım bankası olan Lehman Brothers’ın iflas etmesiyle kriz bütün dünyaya yayılmış ve gelişmiş ülkelerin borsaları alt üst olmuş ve bazı ülkeler borsa işlemlerini dondurmuştur. Bütün dünyada büyük bir refah kaybı yaşanmıştır.

Krizin ana sebepleri; menkul kıymetleştirme, kredi derecelendirme kurumlarının tutumu, asimetrik bilgi ve yanlış para politikasıdır.

Küresel kriz Türkiye ekonomisini olumsuz etkilemiş 2008’den sonra IMKB endeksi düşüş trendine girmiştir. 2002 yılından itibaren başarılı bir seyir izleyen Türkiye ekonomisi TL’nin Euro ve dolar karşısında değer kaybetmesini önlemiştir. TL’nin çok fazla değer kaybetmemesi ve Merkez Bankasının başarılı bir şekilde düşürmesi yerinde olmuştur. 2008 yılında negatif büyüme görülmüş fakat 2009 yılı son çeyreğinden itibaren ve 2010-2011 yıllarında büyüme yüksek boyutlara ulaşmıştır.

Finansal Liberalleşmeye Eleştirel Bir Bakış

İktisat literatüründe gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ileri gelenleri için, finansal liberalleşme ve büyüme arasındaki ilişkinin liberal düşüncenin beklentilerine uygun sonuçlar verdiğine dair ciddi miktarda çalışma vardır. Ya da akademik çalışmaları yapan araştırmacılar arasında liberal görüşün ağırlıkta olmasının bir yansıması da olabilir. Hem akademik hem de ekonominin reel dünyasında halen finansal liberalleşmeye tam karşı olunan bir ortam henüz gelişmemiştir.

Türkiye için ise, büyüme ve oynaklık bazında liberalleşme döneminde bir gelişme olmadığı açıktır.

2008 Sonrası Türkiye Ekonomisi

Türkiye, 2001 Krizi’nden sonra özellikle bankacılık sektöründe ciddi bir yeniden yapılanma yaşamış ve bu revizyonların ödülünü, en azından 2008 sonrası Türkiye’de yeni bir bankacılık krizi yaşamayarak toplamıştır. 2000’lerin başından 2010’a kadar geçen sürede bankacılık sektörünün özel sektöre sağladığı kredilerde ciddi bir artış sağlanmıştır. Bu dönemde özel sektörün toplam varlık ya da sermayesine göre borçlanma oranı hızlı bir şekilde artmıştır. Özel sektörün kredi artışı hem bireyler hem de firmalar tarafından kullanılmıştır. Bu da tüketim ve yatırımlarda artışı getirmiştir.

2015’te Türkiye finansal sisteminin en güçlü ve sağlam parçası bankacılık sektörü olarak durmaktadır.

Türkiye’nin cari işlemler açığının gayrisafi yurtiçi hasılaya oranı 2013 yılında tehlikeli sayılabilecek %8 düzeyine ulaşmıştır. Cari işlemler açığının temel nedeni ticari işlemlerdir. Bu sorunun üstesinden ancak ve ancak katma değeri ve teknolojik niteliği yüksek malların ihracata konu olmasıyla gelinebilir.

Türkiye Ekonomisinde günümüzde görülen önemli sorunlardan bir tanesinin de düşük tasarruf oranı olduğu savunulabilir. 2001 yılında %25 düzeyinde olan özel kesim tasarrufları/gayrisafi yurtiçi hâsıla oranı 2012 yılından bu yana %12’nin altında seyretmektedir. Bu ise önemli bir tasarruf açığı ortaya çıkarmakta ve bu açığın kapatılabilmesi için yabancı sermaye akışlarına olan bağımlılık daha da artmaktadır.

Türkiye ekonomisinin günümüzde yapısal reformlara ihtiyaç duyduğu açıktır. 2001-2006 yılları arasında gerçekleşen yapısal reformların Türkiye ekonomisine olan katkılarını, yapısal reformların önemini vurgulayan kanıtlardan sayabiliriz.