Ünite 4: 19. Yüzyıla Kadar Osmanlı’da Düşünce (17-18. Yüzyıllar)

Kriz ve Arayışlar İçinde Osmanlı Düşüncesi

Osmanlı Devleti 17. yüzyıla girerken üç önemli sorunla karşı karşıya kaldı. Bunlar siyasi (meşruiyet) krizi, ekonomik kriz ve epistemik krizdir.

Siyasi (Meşruiyet) Krizi

17. yüzyıldaki siyasi (meşruiyet) krizi Osmanlı egemenlik anlayışını zorlamıştır. Yeniçeriler, II. Osman’ı katlettiğinde dokunulmaz sultan imgesini de yıkmışlardır. II. Osman’ın katlinde yeniçeri ile ittifak içinde olan ulemanın hanedan nezdinde konumu tartışılır hâle gelmiş, sultanın kendine sadık yeni ordu arayışları, Osmanlı modernleşmesinin seyrini belirlemiştir. Özellikle II. Osman’ın yeniçeri ocağını kaldırma düşüncesi yeniçerilerin isyanına II: Osman’ın tahttan indirilip öldürülmesine yol açacaktır. Bu başlangıç krizi bundan sonraki süreçte de Osmanlı yönetimi ile ordunun sık sık karşı karşıya gelmesine yol açacak ve birçok devlet adamı ve padişah bu krizden olumsuz anlamda etkilenecektir. Bu da devletin merkezi otoritesinin sarsılmasına, işleyişin bozulmasına neden olacaktır. Siyasi krizle birlikte özellikle merkezi otoritesi güçlü bir yönetimin olmaması devleti sadece yönetimsel anlamda değil sosyal ve ekonomik anlamda da ciddi bir çıkmazın içerisine sürükleyecektir.

Ordu ve ulemanın sultana karşı ittifakı onlar sultan ile karşı karşıya getirdi. Sultan buna istinaden ilmiye sınıfı yerine kalemiye sınıfını merkeze alma yoluna gitti.

Ekonomik Kriz

Osmanlı ekonomisi 16. Yüz yıldan sonra coğrafi keşiflerle hem ticaret yollarının değişimi hem de Avrupalıların Amerika kıtasından getirdikleri altın ve gümüş gibi değerli madenlerle Osmanlı ekonomisi için olumsuzluklar ortaya çıkarmaya başladı. Osmanlı ekonomisindeki bozulmalar devlet içinde sosyal kırılmalara da yol açtı bunun en belirgin örneği ise; sosyo-ekonomik isyanlar olan Celali isyanlardır.

Epistemik Kriz

Epistemik krizin ortaya çıkmasında Birgivî Mehmet Efendi’nin etkilendiği İbni Teymiyye Mektebi’nin önemli bir etkisi vardır.

Bu mektebin Osmanlı’da yerleşmesini sağlayan asıl şahsiyet ise Birgivî Mehmed Efendi olmuştur. Birgivî, kendi görüşlerine ve bakış açısına göre dönemin siyasi, ekonomik, sosyal, ahlakî ve dinî durumu hakkında tahliller yapmış ve tespit ettiği problemler için bir hal çaresi bulmaya çalışmıştır. Durumun düzelmesi için de peygamber ve sahabe dönemine dönülmesi, bid’atlerin kaldırılması gerekliliğini vurgulamıştır.

Bu okulun düşüncelerini temsil eden ve okulun düşüncelerinin devlet nazarında bir karşılık bulmasını sağlayan Kadızâde Mehmed Efendidir.

Kadızâde Mehmed Efendi devrin siyasi ve sosyal bunalımlarını işaretle bütün sıkıntıların şer’-i şerîfe aykırı hareketlerden ileri geldiğini belirterek tarikatlara cephe almıştır. Bu kriz şeriat-tarikat krizi olarak da adlandırılabilir.

Osmanlı Düşüncesinin Yeni Aktörleri: Katipler

Kazızadeliler hareketinin en önemli misyonu akli ilimlerin dışlanmasıydı. Osmanlıdaki bilimin tek merkezi Ulema ve Medrese değildi; Kalemiye sınıfı da ulema kadar etkindi. Katipler olarak adlandırdığımız Kalemiye (bürokrasi) sınıfı hem Osmanlı hanedanını meşrulaştıran hem de bilgi üreten bir noktaya gelmişti. 17. Yüz yıldan itibaren İmparatorluğu krizden çıkarmak için yaptıkları düşünce üretiminde kendi sınıflarını merkeze alarak imparatorluğu kurtarmayı hedefliyorlardı.

İmparatorluğu askerî bir imparatorluktan bürokratik bir devlete dönüştürmek isteyen kâtip sınıfını üç kuşak ve çağ üzerinden okumak mümkündür.

  1. Kâtip Çelebi’nin de içinde bulunduğu “Çelebiler Çağı: Bu çağa başta Kâtip Çelebi, Evliya Çelebi, Hezarfen Hüseyin Çelebi, Yirmisekiz Çelebi Mehmed ve İbrahim Müteferrika’yı dâhil etmek mümkündür. Bu isimlerin yazın dünyasına baktığımızda yeni dünyaya karşı meraklı; Osmanlı dünyası dışında olup biteni kavramaya ve anlamaya çalışan bir ortak tavır içinde oldukları anlaşılır. Kadim karşında “yeni” yaklaşımını öne çıkarırlar.
  2. Sefirler ve Reîsülküttâplar Çağı: Yirmisekiz Çelebi Mehmed ile başlayan bu çağ içinde Ahmet Resmi, Ebubekir Ratıp Efendi, Reîsülküttâp Atıf Efendi, Mahmut Raif Efendi, Sadık Rıfat Paşa ve Mustafa Reşit Paşa yer alır.
  3. Münevverler (Aydınlar) Çağı: Tercüme Odasında yetişmiş başta Mustafa Reşit, Âli ve Fuat Paşalar, Münif Paşa, Hayrullah Efendi, Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa vd. İmparatorluğu askerî bir imparatorluktan bürokratik -parlamentermonarşiye dönüştürmek için çabaladılar. Bu söz konusu kuşakların yazın dünyasının ortak teması imparatorluğu kurtarmak ve dönüştürmektir. Bu dönüşümde kendilerine tuttukları ayna Avrupa’dır.

Gerek Çelebilerden Hezarfen Hüseyin gerek Kâtip Çelebi ve gerekse Evliya Çelebi Osmanlı insanına dünyayı tanıtarak, kendi içine kapanmış, kıyamet beklentisi içinde kıvranan yaşadıkları toplumu Osmanlı dışında bir dünyanın varlığından haberdar ederek uyandırmak endişesi içindeydiler.

Düşünceden Eyleme: Gözlemden Teşhise, Teşhisten Öneriye, Öneriden Uygulamaya, Nizam-I Cedit’ten Tanzimat’a

İbrahim Müteferrika, Nizam-ı Cedit terimini ilk kullanan yazardır. Bu yönüyle değişmez düzen (nizam) karşısında ilk defa yeni düzen anlayışını dile getirir. Kâtip Çelebi’nin 17. yüzyılda dile getiremediği yeni kavramı yani yeni düzen anlayışını onun izinden giden Müteferrika 18. yüzyılda dile getirebilmiştir. Müteferrika, tehdit olmaktan çıkan, yenilgilerle tanışan Osmanlı’yı yeniden eski günlerine döndürmenin çarelerini arama noktasında Avrupa’nın askeri düzeni ve ilmi başarılarını model olarak görür.

İbrahim Müteferrika’nın matbaasının kurulmasında sefirler çağının ilk temsilcisi olan Yirmisekiz Çelebi Mehmed ve oğlu Sait Çelebi’nin katkısı büyüktür.

Yirmisekiz Çelebi Mehmed, 1720’de Fransa’ya elçi olarak gönderildiğinde ilk yaptığı işlerden birinin matbaa ile ilgilenmek olduğu bilinmektedir. Yirmisekiz Çelebi Mehmed Paris gözlemlerini anlattığı Sefâretnâmesinde önemle üzerinde durduğu konu, bilim ve tekniktir. Geçtiği kanallar, köprüler, viyadükler Yirmisekiz Çelebi Mehmed’in ilgisini çeker. Avrupa’nın bambaşka bir dünyayı teknikle kurduğunu fark eder. Yirmisekiz Çelebi Mehmed, kişisel olarak da teknik şeylere karşı oldukça ilgilidir. Gelgit olayı, sümbül ve menekşelerin vaktinden önce açması, Türkiye’de bilinmeyen bitkiler ve hayvanlar, Çelebi’nin okuyucusu ile paylaşmak istediği konulardır. Sefirlerin, Yirmisekiz Çelebi Mehmed gibi teknik ve mühendislik konulara merakı üzerinde önemle durulması gerekir. Yirmisekiz Çelebi Mehmed, bilim ve tekniğe dair daha çok somut örneklerden hareketle, köprüler, kanallar ve rasathane gibi teknik Avrupa’yı müşahede eder.

Yirmisekiz Çelebi Mehmed, Dominique Cassini’nin zîc’lerini getirmiş ve bu zîc’ler III. Mustafa’nın isteğiyle Türkçeye çevrilmiştir.

Zîc kelimesi Arapça’ya Farsça’dan geçmiştir. Farsça’da “iplik, tel, şerit” ve özellikle geometride “kiriş” anlamındadır. Arapça’da ise “yapı ustasının ipi” ve anlam genişlemesiyle “bir dokumanın eğriliğini düzelten paralel ipler dizisi” manasında kullanılmıştır.

Yine İbrahim Müteferrika ve Yermisekiz Çelebi Mehmet Avrupa’dan esinlendikleri teknikler ile Osmanlıdaki Lale Devrine yön veren kişiler olacaklardır. Bu gelişmeler neticesinde Osmanlı ile Avrupa arasında köprü vazifesi görerek Osmanlıdaki yenileşme hareketlerinin başlamasını sağlayacaklardır. Özellikle Nizam-ı Cedid fikri bu dönemin ürünüdür.

18. yüzyılın düşünce hayatının diğer yüzyıllardan farkı bilginin ve düşüncenin matbaa aracılığı ile yaygınlaşmasıdır.

Tanzimat’ta kendisini ortaya koyacak yeni aydın/münevver tipinin ortaya çıkmasında matbaanın rolü inkâr edilemez. Müteferrika tarih ve coğrafyaya dair 17 kitap basmıştır. Bunların büyük kısmını satamamış olsa bile açtığı yol bir sonraki yüzyıl Osmanlı insanı üzerinde belirgin bir etki yapmıştır.

Lâle Devri’nin en önemli ilim ve fikir insanlarından biri Yanyalı Esat Efendi’dir. Eserleri, yetiştirdiği öğrenciler, yaptığı görevler ve özellikle felsefe-mantık alanında Aristo’nun bazı eserlerini Grekçeden Arapçaya çevirip şerh etmesi ile tanınır.

Viyana ve Berlin elçiliklerinde bulunmuş olan Ahmet Resmi Efendi, “Hulasatü’l İtibar” adlı kitabında ısrarla askerî alanda yapılması gereken yeniliklerle birlikte barışın Osmanlı devletinin bekası için önemine dikkat çeker. Bu yönü ile Ahmed Resmi Efendi, kâtip sınıfının teorisyeni olmasının yanı sıra, İbrahim Müteferrika ile birlikte Nizam-ı Cedit dönemi yeniliklerinin de fikir babasıdır.

III. Selim veliaht iken Fransa Kralı Louis’le mektuplaşmalarına aracılık etmiş (Uzunçarşılı, 1938: 192- 246), amedî hulefalığından reisülküttaplığa kadar yükselmiş diğer bir kalemiye mensubu olan Ebubekir Ratib Efendi de Osmanlı yenileşme hareketlerinin öncü isimlerinden biridir. 1791 yılında elçi olarak gittiği Viyana üzerinden hazırladığı Büyük Lâyiha , esasen III. Selim’e sunulmuş yirmi iki ıslahat lâyihasından biridir.

Dönemin iz bırakan kişilerinden biri de Reisülküttap Atıf Efendi’dir. Reisülküttap Atıf Efendi, 1798 yılında Divan’a sunduğu “Muvâzene-i Politikiye” isimli lâyihada Voltaire ve Rousseau gibi aydınlanma düşünürlerinden bahsetmekle kalmaz aynı zaman da Fransız İhtilali’nin Osmanlılar için açık bir tehdit olduğunu öne sürer. İhtilal bildirgesinden hareketle Osmanlı ülkesinde pek çok yerin işgal edileceği öngörüsünde bulunur.

Osmanlı aydınlanmasının diğer önemli isimlerinden biri de Ebubekir Ratip Efendidir. Ebubekir Ratib Efendi’nin Viyana gözlemleri projeye dönüşmüş ve III. Selim döneminde Nizam-ı Cedit yenilikleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Viyana’da Ebubekir Ratib Efendi’nin gözlemlediği (1792) askerlik ve mühendislik akademilerinden hareketle III. Selim devrinde yeniden yapılanmanın (Nizam-ı Cedit) en önemli kurumlarından biri olarak Hasköy’de Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyun açılmıştır.

Ebubekir Ratib Efendi’nin Viyana gözlemleri projeye dönüşmüş ve III. Selim döneminde Nizam-ı Cedit yenilikleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Viyana’da Ebubekir Ratib Efendi’nin gözlemlediği (1792) askerlik ve mühendislik akademilerinden hareketle III. Selim devrinde yeniden yapılanmanın (Nizam-ı Cedit) en önemli kurumlarından biri olarak Hasköy’de Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyun açılmıştır (1795)

Kâtip Çelebi, Yirmisekiz Çelebi Mehmed, İbrahim Müteferrika, Ahmet Resmi, Ebubekir Ratib Efendi, Mahmud Raif gibi devlet adamları yurt dışındaki edindikleri izlenimlerle düşünce ve bilim alanında yeni yaklaşımlar içeren düşünceler ürettiler. Kalemiye mensubu söz konusu isimler düşünce üretmekle kalmadılar, bu düşüncelerini Nizam-ı Cedit gibi bir projeye dönüştürdüler. Bununla da yetinmeyip projelerinin gerçekleşmesi için çaba sarf ettiler. İmparatorluğu askeri bir imparatorluktan bürokratik bir devlete dönüştürmek için Avrupa bilimi ve tekniğini benimsediler. Yeni bir toplum ve insan için eğitimle kalkınma modelini uygulamaya çalıştılar.

Sefirler çağı, Tanzimat’ın yerleşmesi ve Yeni Osmanlıların ortaya çıkması ile son bulur. Yeni dönem münevverler çağıdır. Mustafa Reşit Paşa, Ziya Paşa, Şinasi ve Namık Kemal bu çağın önemli simalarıdır. Bu dönemin en önemli özelliği gazetenin münevverleri/aydınları ortaya çıkaran bir araç olmasıdır.

Tanzimat’tan sonra oluşan yeni insan gazete ile şekillenir. Bu insanlar ve dönemini kahramanlar çağı olarak nitelendirmek doğru olacaktır. Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Rauf Orbay, Kazım Karabekir, Ali Fethi Okyar, Refet Bele gibi isimlerin askeri okul çağlarında Yeni Osmanlılardan etkilendikleri bir gerçektir. Bu bağlamda Cumhuriyet uzun bir tarihsel sürecin sancılı bir düşünce tarihinin sonucu olarak ortaya çıkmıştır denilebilir.