Ünite 8: 19.-21. Yüzyıl Sanat Akımları

Giriş

19. Yüzyılda Sanayi devriminin ortaya çıkmasıyla oluşan yeni dünya kültüründe, ucuz baskıları sayesinde büyük sanat eserleri herkes tarafından tanınmış, fotoğraf; portre ressamlığına büyük darbe indirmiş, sanat eleştirisi gelişirken akademik sanat ve modern sanat kutuplaşmaları ortaya çıkmış, sanat galerileri yaygınlaşmış, sanatçı ve halk arasındaki kopukluk artmış, akademilerle modern sanatçılar arasındaki uçurum büyümüş, sanat koruyuculuğunu burjuvalar, ulusal devlet kurumları ve akademiler üstlenmiş, sanatçılar, konularında ve üsluplarında özgürleşmeye başlamıştır.

19. Yüzyıl Sanat Akımları

Neoklasisizm: Sanat, barok ve rokoko sanatlarına karşı bir tepki olarak ortaya çıkan akım , yazarlar ve kuramcılar tarafından yaratılan ve akademik bir dil olarak kabul gören ilk sanat üslubudur. Jacques-Louis David akımın en önemli temsilcisidir.

Romantizm: Bireysel coşkuyu ön plana çıkaran ve doğayı resim sanatının asıl konusu kabul eden bu akımın başlıca özellikleri; akılcılık, duygusallık, heyecan, içgüdü, öznellik, sezgi ve ifade özgürlüğü, yalnızlık, doğa ile insanın gerilimi ya da uyumu olarak özetlenebilir. Theodore Gericault ve Eugene Delacroix bu akımın en önemli temsilcileridir.

Oryantalizm : egzotizmin yerine geçen, daha gerçekçi ve ciddi bir havanın hakim olduğu oryantalizm harem, Doğu’nun kadınları ve yaşantısı gibi konuları işlemişlerdir. Osman Hamdi Bey ülkemizdeki temsilcisi sayılabilir.

Realizm ve Pre-Raphaelite (Ön-Raffaelloculuk): Fransız düşünür Auguste Comte’un geliştirdiği, batı dünyasındaki en güçlü sanat akımı olan realizm şimdiki anı yüceltmiş, gerçek dünyanın dikkatli bir gözlemle, doğru, nesnel ve tarafsız betimlenmesini amaçlamıştır. Bu akımla edebi ve dinsel konuların yerini iş ve işçilik temaları almıştır. Gustave Courbet’nin 1850 yılında yaptığı Taş Kırıcıları realizmin kurallarının görüldüğü ilk örnektir. PreRaphaelite (Ön-Raffaelloculuk) eğilimi sanatçılarının, yaşadıkları zamanın egemen sanat anlayışına, bayat ve katı olarak nitelendirdikleri akademi geleneğine karşı çıkmışlardır.

Empresyonizm: Temsilcilerinin bir grup olarak ortaya çıkması o dönemde akademinin ve onun idealizminin hakim olduğu salon sergilerine alınmayan sanatçıların Salon des Refuses (Reddedilenler Salonu) adı verilen bir sergi açmalarıyla başlamıştır. Öncüsü Edouard Manet’nin Kırda Öğle Yemeği adlı resmi söz konusu serginin en çarpıcı eseridir. Manzaralar, günlük yaşam içinde kafelerde oturan, bulvarlarda yürüyen insanlar, tren istasyonları, Sen Nehri’nin kıyıları başlıca konuları arasında yer alır.

Neo Empresyonizm (Yeni İzlenimcilik): Ressam Georges Seurat’in geliştirdiği divizyonizm, noktacılık ya da puantizm tekniğinde renklerin birbiri üzerindeki etkilerinden yola çıkarak, renk sayısını azaltmış ve bunları küçük noktalar hâlinde kullanmıştır. Tekniğin yayılmasıyla bu akım ortaya çıkmıştır.

Post Empresyonizm: İzlenimcilikten yola çıkan, ancak ona bir şekilde karşı çıkan Paul Cézanne, Vincent Van Gogh ve Paul Gauguin’nin eğilimlerini tanımlamak için kullanılan bu akım bir üslup yada grup değildir.

Sembolizm (Simgecilik): Sembolist sanatçıların sözcüsü Gustave Moreau’dur. Dönemin maddeciliğine tepki gösteren bir grup sanatçı hem evrensel hem de kişisel bir gerçeklik anlayışıyla hayatı anlamlandırmak istemiş, realizm ve empresyonizmde görmezden gelinen hayal gücünün, gözün erişemediği mitolojik varlıkların dünyasını eserlerinde ön plana çıkarmışlardır. Sembolizm’e göre gerçek sadece fiziksel olanla sınırlı değildir, düşünceyi de içermektedir.

Fovizm (Yırtıcılık): Henry Matisse öncülüğünde Fransa’da geliştirilen bu akımın diğer temsilcileri ile açtıkları bir sergide ünlü bir eleştirmenin gruba le fauves (vahşi hayvanlar) olarak hitap etmesiyle bu adı almışlardır. Tuval üzerine doğrudan sürdükleri doğal olmayan renkleri, bozuk perspektifleri ve kaba teknikleriyle izleyenleri şaşırtmışlardır. Sanatçılar renk kullanımı açısından Van Gogh ve Gauguin’den etkilenmiştir.

Ekspresyonizm (Dışavurumculuk): Akademik izlenimcilik ve romantik manzara resmine karşı doğan bu akımın sanatçılarının amacı, duygu ve iç dünyalarını renk, çizgi, düzlem ve kütle aracılığıyla dışa vurmaktır. Norveçli Ressam Edward Munch’ın Çığlık adlı resmi, akımın ön örneği olarak kabul edilebilir. Almanya’da genç kuşağın bir önceki kuşağa tepkisi olarak ortaya çıkan Alman dışavurumculuğu Die Brücke ( Köprü) ve Der Blaue Reiter (Mavi Süvari) olarak ikiye ayrılır. Köprü, figüratif bir dili benimsemiş, doğanın güzelliğini, çirkinliğini sert ve köşeli şekillerle göstermek, gerçek yaşamın karmaşık ve acılarla dolu duygularını yansıtmayı amaçlarken; Mavi Süvari, yaşamın şiirselliği ve mutlak özünü yansıtacak yeni biçimler bulmayı amaçlamıştır.

20. Yüzyıl Sanat Akımları

Bu yüzyılın sanat akımlarının temelde geleneksel sanat anlayışını yıkma düşüncesinden yola çıkması, yeni denemelerin, atılımların ve sonunda da sanatta köklü bir devrimin gerçekleşmesine yol açmış , modernizm ve ona karşı bir tutum olan postmodernizm kavramları doğmuştur. Modernizm; geçmişe ait olana karşı bir duruşu ve yeni olanı temsil eden çok yönlü bir kavram ve düşünce biçimini ifade etmektedir. Genel olarak tarihten arınmışlık, işlevsellik, merkezî düzen, saflık, yalınlık, netlik söz konusudur. Soyut form, arı bir sanat savunulurken yüksek kültür ve alt kültür ayırımı da önemsenmiştir. Postmodern düşünceler kuralsızlık, belirsizlik, ilkesizlik ve çoğulculuğun söz konusu olduğu bir dönemi, durumu ya da düşünceyi kapsar. Buna göre, hem popüler olan, hem geçmişe ait olan hem de geleceğe işaret eden unsurlar yan yana konulabilir. Dolayısıyla her disiplin; video, fotoğraf, hazır nesne, boya gibi her yöntem ve teknik bir araya getirilebilir.

Soyut Sanat Akımları

Kübizm: 20. yüzyılda Fransa’da başlayan bu akım, doğanın aynen resmedilmesine ve özellikle empresyonizme karşı duran bazı sanatçıların geometrik soyut sanat akımı olarak tanımlanabilir. Kübizmin temelini, Ressam Paul Cézanne’nın eşyayı parçalayarak görme düşüncesi oluşturur. Özellikle resim sanatında kendini hissettiren kübizmde, izlenimci ilkelere aykırı bir çevreye bakış söz konusudur. Bu akımın en önemli temsilcisi Pablo Picasso’nun çalışmaları mavi dönem, pembe dönem ve zenci dönem halinde üç döneme ayrılarak incelenmiştir. Sanatçının, Les Demoiselles d’Avignon / (Avignonlu Kadınlar) adlı tablosu kübist sanat anlayışının ilk örneği, modern resmin başlangıcı sayılır. Kübizm akımının, 1910 civarında analitik/ayırıcı ya da çözümsel denilen ikinci dönemi başlamıştır. Bu gruba giren eserlerde renk ikinci planda kalmıştır. 1912 sonrası gelişen sentetik/ birleştirici ya da bireşimsel dönem denilen üçüncü dönemde ise nesnelerin resmini yapmak yerine kendileri konulmuş, dolayısıyla kolajlar gerçekleştirilmiştir.

Gelecekçilik: Geleneksel ve klasik olana karşı görüşler yayılmaya başlamasıyla fütürizm akımı ortaya çıkmıştır. İlk fütürist manifesto 1909’da Filippo Tommaso Marinetti tarafından gerçekleşmiştir. Fütürist ressamlar doğanın değişimine işaret ederek, anlık görüntüler yerine nesnelerin hareket hâlini hissettirmeyi amaçlamış, konu olarak hızlı otomobiller, motor yarışları, sporcular, fırtınalar, dansçılar, canlı caddeler gibi hareket içeren unsurları seçmişlerdir.

Süprematizm: Kasimir Malevich’in Moskova’da ortaya koyduğu akımda sıfır biçim savunulmuş, üçgen, daire, haç biçimleri gibi saf geometrik soyutlamalar ortaya konulmuştur. Resimde yalınlık, arınmışlık ve nesnesizliğin temel alındığı bu harekette, kübizmde olduğu gibi çevreyi, doğayı geometrik biçimlerle görmek değil, sıfır biçim ve hikâyesiz, nesnesiz bir dünya arayışı söz konusu olmuştur.

Konstrüktivizm: Vladimir Tatlin’in, tahta ve demir parçaları kullanarak yaptığı, resim ve heykeli birleştiren çalışmaları için kullanılan konstrüktivizm (inşacılık, yapımcılık) terimi bu harekete adını vermiştir. Teknik yaratıcılığın önemsendiği yapıtlarda teknolojinin üstünlüğü vurgulanmak istenmiş, işlevsellik en önemli özelliklerden biri olmuştur. Rusya’da sanatın toplum için ve işlevsel olması gerektiği görüşleri doğrultusunda Vladimir Tatlin’in öncülüğünde 1930’lere kadar gelişimini sürdüren konstrüktivizm, sanatın işlevsellik kavramına karşı görüşleri olan Naum Gabo Pevsner’in gruptan ayrılıp Avrupa’ya gitmesiyle iki yönlü olarak gelişimini sürdürmüştür. Rusya’da konstrüktivizm daha dinamik, toplumcu, üretimci bir anlayışıyla sürerken Avrupa’da mimarlık, edebiyat, sinema gibi alanları da etkileyerek yayılmıştır.

Yeni Plastisizm: Felsefeci Josephus Schoenmaekers’ın doğanın bütününün çizgilerin geometrik kesişmelerinden ifade edilmesi düşüncesinden ve Amerikalı mimar Frank Lloyd Wright’ın görüşlerinden etkilenen De Stijl grubundakilerin sanat hareketi olarak da tanımlanır. Bu akımda, renk unsurunun ikinci plana atılması, basit geometrik düzenlemelerin temel alınması gibi kübizm ve konstrüktivizmle kesişen ilkeler benimsenmiştir.

Dadaizm: Akım, ismini rastgele açılan bir sözlükte denk gelen dada kelimesinden almıştır. Dadaistler, “sanat öldü, yaşasın sanat” söylemiyle sanatı geleneksel, akılcı tutumundan kurtarmayı amaçlamışlardır. Gazete kâğıdı, tahta, çivi gibi günlük eşyaları, nesne ve atıkları kolaj tekniğiyle rastlantısal ve anlık olarak, estetik kaygısı olmadan bir araya getirmişlerdir. Siyasi, toplumsal, ekonomik koşulların zorluğu, sıkıntılar, bunalımlar ortamında doğan bu akımda; felakete yol açan devletlere ve toplumlara karşı duyulan hisler ve acılar eserlerde alaycı bir tutumla ele alınmıştır. Bu akımın sanatçıları, her şeyin anlamsızlığını vurgulamak istemişlerdir. Bu hareketle postmodernizmin temeli atılmıştır. Akımın resim alanında önde gelen temsilcisi Marcel Duchamp ‘tır.

Metafizik : Hareket gelecekçilik akımı temsilcilerinden Carlo Carrà , Giorgio de Chirico ve Alberto Savinio tarafından ortaya atılmıştır. Metafizik resimde, gelecekçilik akımının dinamizmi öne çıkaran anlayışına bir tepki vardır. Konularını us dışı ve düşsel olandan almış, çevrede kenarda köşede kalmış, birbiriyle bağlantısı olmayan nesnelere (yüzü olmayan kuklamsı figürler, mankenler gibi…) yeni anlamlar verip, yalın fakat gizemli bir ikonografiyle sunmuşlardır.

Gerçeküstücülük: Paris’te ortaya çıkan sürrealizmin ilk manifestosu, 1924 yılında Fransız şair André Breton tarafından yayımlanmıştır. Sanatta yaratıcılığın, özgürlüğün ve bilinçaltı düşüncelerin önemsendiği sürrealizmde Sigmund Freud’un psikanaliz (ruh çözümü) kuramından yararlanılmıştır. İlkel sanata, gizemli şeylere ilgi duyan sanatçılar, nesneleri gözün gördüğü hâliyle değil, bilinçaltında, rüyalarda, us dışı yansıtmayı amaçlamışlardır. Bu akımın en önemli temsilcilerinden biri İspanyol ressam Salvadore Dali ‘dir.

Soyut Dışavurumculuk: Bu akım ile ABD ilk kez dünya sanatında etkin olarak yer almıştır. Savaş ortamındaki mutsuzluk, kaygılar, bunalımlar, resme aktarılmıştır. Savaşın neden olduğu felaketlerden dolayı hem edebiyatçılar hem de sanatçılar akılcılık yerine sürrealistler gibi bilinçaltı ve düşsel dünyaya yönelmişlerdir.

Kinetik Sanat ve Minimalizm: Bu akımın özelliği derinlik ve üç boyutluluğa ilişkin izleyicide yanılsamalar yaratan soyut sanat eserleri üretmesidir. Bauhaus, kinetik sanatın oluşmasında etkili olmuştur. Kinetik sanat manifestosu; 1955 yılında Macar asıllı Victor Vasarely tarafından yayımlanmıştır. Kinetik sanat içinde ele alınan optik/op sanat ta ise optik oynamalarla gözde yanılsamalar yaratılıp izleyenin yer değiştirmesiyle biçim değiştiren eserler gerçekleştirilmiştir.1960’lı yıllarının başlarında ABD’de ortaya çıkan minimalizm(azcılık) akımında resim ve heykelde parçalar arasındaki ilişki değil, düzen ve bütünlük önemsenmiştir. Malzeme ve renkle basit geometrik biçimlerin yaratıldığı, bazen birbirini tekrar eden, yalın, sembolik değerler içeren eserler gerçekleştirilmiştir.

Yeni Ticari Kültürün Yeni Akımları

Pop Sanat ve Foto-gerçekçilik: II. Dünya Savaşı’ndan sonra Amerika ve Avrupa’da pop sanat (pop art) yayılmıştır. Soyut dışavurumcuların düşsel ve içe dönük yaklaşımlarına karşı olan ve yüksek kültür ile kitle kültürü arasındaki ayırımı yok eden pop sanat temsilcileri, gerçekçiliği temel alarak, günlük yaşamda kullanılan nesneleri sanat alanına taşımış, modern dünyanın, tüketim kültürünün yeni değerlerinden, televizyon, radyo, dergi, gazete gibi kitle iletşim araçlarının yarattığı ürünlere ve reklamlara ilgi duymuşlardır. Akımın öncüleri heykeltıraş Claes Oldenburg, ressam Roy Lichtenstein, film yapımcısı Andy Warhol, Richard Hamilton’dır. 1960’lı ve 1970’li yıllarda yine ABD’de foto-gerçekçilik akımı, daha sonra hiper-gerçekçilik adı altında yayılarak pop sanatın ardından yeni ticari kültürü yansıtan bir diğer akım olmuştur. Bu akımın sanatçılarının ortak yanı, fotoğraf kullanarak resim yapmalarıdır. Fotoğrafı değiştirmeden fakat bir objektifin verdiği ayrıntıdan daha fazlasını göstermeyi ve tarafsız bir bakışla sunmayı amaçlamışlardır.

Nesnesiz Sanat Dönemi

Kavramsal Sanat: Bu anlayışta, sanat eseri olarak düşünce iletilirken resim, heykel gibi herhangi bir türe, biçime, kurala bağlı kalmadan dil, doğa, çeşitli nesneler ve insan bedeni araç olarak kullanılmıştır. Sanat yapıtlarının putlaştırılmamasını savunan bu görüşe göre, temsili olanın yerine gerçeğinin yani nesnenin ele alınası gerektiği düşüncesi vardır. Dilbilimsel açıdan sanatı çözümlemeye yönelik düşünceleriyle Amerikalı Joseph Kosuth , kavramsal sanatın ilkelerini belirlemiştir. 1960’lardan itibaren yayılan oluşumlar, gösteri sanatı, fluxus, vücut sanatı, yeryüzü sanatı, yoksul sanat, süreç sanatı ve video sanatı kavramsal sanatın farklı eğilimlerinden bazılarıdır. toplumdan uzak kaldığını savunan ressam Allan Kaprow , izleyenlerin de sanatsal sürecin içine dahil edildiği eylemler gerçekleştirilmesinde öncülük etmiştir.

Vücut Sanatı: sanatçıların nesne ya da araç olarak kendi bedenini kullandığı izleyici önündeki eylemlerini içermektedir. Bu kapsamda bazı sanatçılar kendi bedenlerini deney nesnesi olarak kullanırken zaman zaman kendi yaşamlarını tehlikeye atmışlardır.

Gösteri Sanatı: Mekân ya da zaman sınırı olmaksızın geniş kitleler ya da topluluklar karşısında yine canlı olarak kendi vücudunu ön plana çıkaran sanatçı, eylemini başından sonuna kadar kendi biçimlendirerek gerçekleştirir. Önceden planlanarak ya da anında davet edilen seyirciler ise pasif olarak -zaman zaman kısmen katılarak- gösteriyi takip ederler.

Oluşumlar: Performans ve vücut sanatından farklı olarak, izleyicinin aktif olarak katılımının sağlandığı ve (izleyenlerin özgür yönlendirmeleriyle olay gerçekleştiğinden) sonuçları önceden tahmin edilemeyen eylemler ilk kez Allan Kaprow’un 1958 tarihli bir yazısında kullandığı happening/oluşumlar adı altında değerlendirilmiştir.

Fluxus: Bu eylemlerde de yine sanatı günlük olayların içine dahil etmek, yaşamdan olan yansıtılmak istenmiştir. Bunlar da vücut, performans ve gösteri sanatında olduğu gibi canlı etkinliklerdir, farklılığı ise tekrarlanabilir gösteriler olmasıdır.

Yoksul Sanat: Hazır nesne kullanımı açısından dadaizm ile benzerliği olan yoksul sanatta doğadaki, çevredeki maddelere yönelinmiş, sanatçıların doğanın, yaşamın bir parçası olması gerektiği savunularak doğal, saf, arı olan tafl, su, ağaç, toprak, hayvan gibi sanatçının ihtiyacı olabilecek her şeyin doğada zaten olduğu, yeni kalıplar üretilmesine gerek olmadığı belirtilmiştir. Belli bir düzeni ve dengesi olan doğaya hakim olmak yerine uyum içinde birlikte yaşamanın önemi vurgulanmıştır.

Yeryüzü Sanatı : Doğal yaşamın içinden orman, deniz, kumsal, tepe, göl, dağ, çöl, ırmak gibi kent yaşamından uzak ıssız, sessiz yerlere dikkat çekilmiştir.

Süreç Sanatı : Bu harekette sanat yapıtının üretildiği malzemenin geçirdiği değişim ve oluşum sürecinin gösterilmesi amaçlanmıştır.

Yeni Yüzyıla Girerken

Yeni teknolojinin yayılması, internet’in ortaya çıkışı ve eğitim, ekonomi, siyaset, kültür alanlarında kullanılması, küreselleşme kavramının ortaya çıkmasında ve giderek güçlenmesinde önemli bir etken olmuştur.1960’lardan itibaren teknoloji kullanılarak gerçekleştirilen video sanatı (video art) gibi sanatlar çağdaş sanatta öncelikle bilgisayar sanatı, ardından dijital sanatlar olarak genişleyen tanımlarla, teknolojinin müzik, video, sinema, animasyon gibi daha geniş alanlara taşınmasıyla, dijital türlerin tamamını, internet’i ve yazılımına ilişkin alanları da içeren çoklu medya / multimedya sanatı / yeni medya sanatı olarak adlandırılmaya başlanmıştır. Son otuz yılda hızla gelişen ve günümüzde de yaygın olan görsel sanat türleri arasında; halka açık olan yerlerde uygulanan, sıradan insanların önünde sergilenen gösteriler, graffitiler, posterler, sprey resimler, sokak enstalasyonları, göz yanılsamalı resimler, performanslar, video projeksiyonla gösteriler de sayılabilir. İnternet üzerinden manifestolarını yayımlayan ve birçok ülkeye ilkelerini ulaştırmak isteyen sanatçı grupları yeni yüzyılın başlarındaki, çağdaş sanat hareketleri içinde yer almaktadır. 2007 yılından itibaren İtalya’da ortaya çıkan; sanatçı, yazar ve şairlerin birbirinden ilham alarak, karşılıklı etkileşimleriyle yaratıcı olacakları konusunda ilkeler benimseyen Immagine & Poesia anlayışı bu kapsamdaki eğilimlerden biridir. Yine Londra’da bir sergiyle tanıtılan altermodern , sanatı ticarileştirme ve tek tipleştirmeye karşı oluşturulmuş hareketlerden biridir. Ayrıca; Japon sanatları etkisinde ortaya çıkmış superflat ile ona karşı duran Güney Afrika çıkışlı superstroke ; kavramsal sanatın karşısında figüratif resmi savunan ve İngiliz sanatçılarca ortaya konulan stuckism , yeni yüzyıla geçerken ortaya çıkmış; henüz sonuçları, etkileri belirsiz olan sanat hareketleri arasında sayılabilir.